26 - ŞU'ARÂ SÛRESİ |
| |
|
Bismillahirrahmânirrahîm |
| |
| |
| 1 | Ta Sin Mim. |
| |
| 2 | Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. |
| |
| 3 | Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye adetâ kendini helak edeceksin! |
| |
| 4 | Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar |
| |
| 5 | Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. |
| |
| 6 | Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek. |
| |
| 7 | Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik. |
| |
| 8 | Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar. |
| |
| 9 | Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. |
| |
| 10 | Hani Rabbin Mûsâ’ya, “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti. |
| |
| 11 | Hani Rabbin Mûsâ’ya, “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti. |
| |
| 12 | Mûsâ şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.” |
| |
| 13 | “Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).” |
| |
| 14 | “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.” |
| |
| 15 | Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.” |
| |
| 16 | “Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”, |
| |
| 17 | “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.” |
| |
| 18 | Firavun şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.” |
| |
| 19 | “(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.” |
| |
| 20 | Mûsâ şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım.” |
| |
| 21 | “Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.” |
| |
| 22 | “Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir.” |
| |
| 23 | Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi. |
| |
| 24 | Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.” |
| |
| 25 | Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) “dinlemez misiniz?” dedi. |
| |
| 26 | Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi. |
| |
| 27 | Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi. |
| |
| 28 | Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi. |
| |
| 29 | Firavun, “Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.” |
| |
| 30 | Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi. |
| |
| 31 | Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi. |
| |
| 32 | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. |
| |
| 33 | Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş. |
| |
| 34 | Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır” dedi. |
| |
| 35 | “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” |
| |
| 36 | Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy.Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder." |
| |
| 37 | “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.” |
| |
| 38 | Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler. |
| |
| 39 | İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi. |
| |
| 40 | “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.) |
| |
| 41 | Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?” dediler. |
| |
| 42 | Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi. |
| |
| 43 | Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi. |
| |
| 44 | Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler. |
| |
| 45 | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. |
| |
| 46 | Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. |
| |
| 47 | “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler. |
| |
| 48 | “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbi’ne.” |
| |
| 49 | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. |
| |
| 50 | Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz.” |
| |
| 51 | “(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” |
| |
| 52 | Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik. |
| |
| 53 | Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. |
| |
| 54 | Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.” |
| |
| 55 | “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.” |
| |
| 56 | “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.” |
| |
| 57, 58 | Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık. |
| |
| 59 | İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık. |
| |
| 60 | Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular. |
| |
| 61 | İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler. |
| |
| 62 | Mûsâ, “Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir” dedi. |
| |
| 63 | Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. |
| |
| 64 | Ötekileri de oraya yaklaştırdık. |
| |
| 65 | Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. |
| |
| 66 | Sonra ötekileri suda boğduk. |
| |
| 67 | Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi. |
| |
| 68 | Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. |
| |
| 69 | Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku. |
| |
| 70 | Hani o babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti. |
| |
| 71 | “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi. |
| |
| 72 | İbrahim dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?” |
| |
| 73 | “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?” |
| |
| 74 | “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler. |
| |
| 75, 76 | İbrahim şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?” |
| |
| 77 | “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur.” |
| |
| 78 | “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.” |
| |
| 79 | “O, bana yediren ve içirendir.” |
| |
| 80 | “Hastalandığımda da O bana şifa verir.” |
| |
| 81 | “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.” |
| |
| 82 | “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.” |
| |
| 83 | “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.” |
| |
| 84 | “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” |
| |
| 85 | “Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” |
| |
| 86 | “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.” |
| |
| 87 | “(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!” |
| |
| 88 | “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!” |
| |
| 89 | “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” |
| |
| 90 | Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. |
| |
| 91, 92, 93 | Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allahı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. |
| |
| 94, 95 | Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar. |
| |
| 96 | Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: |
| |
| 97 | “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” |
| |
| 98 | Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” |
| |
| 99 | Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” |
| |
| 100 | İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.” |
| |
| 101 | “Candan bir dostumuz da yok.” |
| |
| 102 | Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak. |
| |
| 103 | Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi. |
| |
| 104 | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. |
| |
| 105 | Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı. |
| |
| 106 | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” |
| |
| 107 | “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” |
| |
| 108 | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” |
| |
| 109 | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” |
| |
| 110 | “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!” |
| |
| 111 | Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız.” |
| |
| 112 | Nûh şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?” |
| |
| 113 | “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!” |
| |
| 114 | “Ben inananları kovacak değilim.” |
| |
| 115 | “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” |
| |
| 116 | Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!” |
| |
| 117 | Nûh şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.” |
| |
| 118 | “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” |
| |
| 119 | Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık. |
| |
| 120 | Sonra da geride kalanları suda boğduk. |
| |
| 121 | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| |
| 122 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. |
| |
| 123 | Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. |
| |
| 124 | Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” |
| |
| 125 | “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” |
| |
| 126 | “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” |
| |
| 127 | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” |
| |
| 128 | “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” |
| |
| 129 | “İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” |
| |
| 130 | “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.” |
| |
| 131 | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” |
| |
| 132, 133, 134 | “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” |
| |
| 135 | “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” |
| |
| 136 | Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.” |
| |
| 137 | “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.” |
| |
| 138 | “Biz azaba uğratılacak da değiliz.” |
| |
| 139 | Böylece onlar Nûh’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| |
| 140 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| |
| 141 | Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı. |
| |
| 142 | Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” |
| |
| 143 | “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” |
| |
| 144 | “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!” |
| |
| 145 | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” |
| |
| 146, 147, 148 | “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?” |
| |
| 149 | “Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.” |
| |
| 150 | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” |
| |
| 151, 152 | “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” |
| |
| 153 | Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.” |
| |
| 154 | “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.” |
| |
| 155 | Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.” |
| |
| 156 | “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.” |
| |
| 157 | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. |
| |
| 158 | Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| |
| 159 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| |
| 160 | Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı. |
| |
| 161 | Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” |
| |
| 162 | “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” |
| |
| 163 | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” |
| |
| 164 | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” |
| |
| 165, 166 | “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” |
| |
| 167 | Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!” |
| |
| 168 | Lût şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.” |
| |
| 169 | “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” |
| |
| 170, 171 | Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. |
| |
| 172 | Sonra diğerlerini helâk ettik. |
| |
| 173 | Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi! |
| |
| 174 | Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| |
| 175 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| |
| 176 | Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. |
| |
| 177 | Hani Şuayb onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” |
| |
| 178 | “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” |
| |
| 179 | Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. |
| |
| 180 | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” |
| |
| 181 | Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.” |
| |
| 182 | “Doğru terazi ile tartın.” |
| |
| 183 | “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” |
| |
| 184 | “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.” |
| |
| 185 | Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.” |
| |
| 186 | Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” |
| |
| 187 | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” |
| |
| 188 | Şuayb, “Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi. |
| |
| 189 | Onlar Şuayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi. |
| |
| 190 | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| |
| 191 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| |
| 192 | Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir. |
| |
| 193, 194, 195 | Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. |
| |
| 196 | Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. |
| |
| 197 | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? |
| |
| 198, 199 | Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı. |
| |
| 200 | İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalbine soktuk. |
| |
| 201, 202, 203 | Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar. |
| |
| 204 | Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? |
| |
| 205 | Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak, |
| |
| 206 | Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?) |
| |
| 207 | (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı. |
| |
| 208 | Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik. |
| |
| 209 | Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz. |
| |
| 210 | O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir. |
| |
| 211 | Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez. |
| |
| 212 | Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır. |
| |
| 213 | Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun! |
| |
| 214 | (Önce) en yakın akrabanı uyar. |
| |
| 215 | Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir. |
| |
| 216 | Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de. |
| |
| 217, 218, 219 | Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et. |
| |
| 220 | Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. |
| |
| 221 | Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? |
| |
| 222 | Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. |
| |
| 223 | Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. |
| |
| 224 | Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. |
| |
| 225, 226 | Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. |
| |
| 227 | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. |
| |